28 Nisan 2015 Salı

İnternet Sözlükleri

Ekşi sözlükle başlayan internet sözlüklerinin sayıları gün geçtikçe artmakta. Popüler olan; Ekşi sözlük, inci sözlük, uludağ sözlük ve itü sözlük dışında blogspot.com adresi üzerinde de çok sayıda sözlük oluşturulmuş durumda.

Ekşi Sözlük
 1999 yılında Sedat Kapanoğlu tarafından "sourtimes.org" sitesinin bir parçası olarak oluşturulmuştur. Sloganı "Kutsal bilgi kaynağı"dır. İlk girilen başlık pena'dır. Sözlük, daha sonraları artan popülaritesiyle birlikte sourtimes.org'un esas parçası haline gelmiştir. Sedat Kapanoğlu birçok konuşmasında, Otostopçunun Galaksi Rehberikitabının, Ekşi Sözlük'ü kurmasında fikir babalığı yaptığını belirtmiştir.


 Yazarların yazdıkları sözlük kuralları dahilinde kontrol edilmekte ve uygunsuz bulunan yazılar moderatörler ve gammaz adı verilen gönüllü sözlük üyeleri işbirliği ile silinmektedir, ancak onbirinci nesil alımlarından sonra gammazlık statüsü sadece belirli bir grup yazara değil her yazara verilmiştir. Şu anda sözlükteki her yazar aynı zamanda gammazdır. Sözlük yazarları da sözlük kurallarına uymadıklarından elenebilmektedir. Girilen bilgilerin doğru, ansiklopedik veya tarafsız olması mecburiyeti yoktur. Kullanılan dilin zaman zaman argo içermesi mümkündür. Bazı başlıklar altında ise "tanım cümleler"i halinde web forumlarındakilere benzer karşılıklı tartışmalar göze çarpmaktadır. Sözlüğün bu özgür yapısı zaman zaman hukukî meselelere yol açabilmektedir.

İnci Sözlük
 Aralık 2009 tarihinde kurulan katılımcı sözlük şeklinde bir sitedir. Kullanıcılar ücretsiz olarak kaydolup kavramlar hakkında yorum yapabilirler. Telifsiz içeriğe sahip olan site 19 Aralık 2009 tarihinde Sözlükspot isimli internet sitesinin alt alan adında hayatına başlamış, 1 Aralık 2014 tarihinde ise incisozluk.com.tr alan adına taşınmıştır. Sözlüğe üye alımı ise 2010 yılında kapatılmıştır. Bu yıldan itibaren yeni üye alımları nadiren yapılmakta iken 2014 yılında üye alımları tamamen açılmıştır. Sözlüğün günümüzde 490 binden fazla üyesi bulunmaktadır

 Ağır bir argo dilin hakim olduğu sözlük kullanıcıları kurallara aykırı olmasına rağmen zaman zaman 3. kişilere hakaret edebilmektedirler. Bu durum da sözlüğün Türk mahkemeleri tarafından erişime engellenmesine neden olmaktadır. Sözlükteki kendisiyle ilgili başlıklarda yer alan hakaretler üzerine Nisan 2011'de Adnan Oktar sözlüğü mahkemeye vermiştir. Bunun üzerine sözlük tarafından bir özür mesajı yayınlanmış, Adnan Oktar başlıklarının tümü sözlükten silinmiş ve kapatılmış böylece bir otosansür uygulanmıştır. Sonuç olarak ise siteye ve yazarlara bir yaptırım olmadan davanın geri çekilmesi sağlanmıştır.

İtü Sözlük / İnstela
Başlangıçta İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencilerine yönelik bir site olarak planlanıp yayın hayatının ilk ayında yalnızca İTÜ yerleşkeleri içerisinden erişilebilecek şekilde yayın hayatına başlayan İTÜ Sözlük, Nisan 2004'ten itibaren tüm internetin kullanımına açık hale gelmiş ve ilk katılımcı sözlüklerden birisi olmuştur. Ekim 2007 itibarıyla ikinci versiyon çalışmaları çerçevesinde üyelerin kullanımına yönelik ajanda, not defteri, duyurular, olaylar uygulamaları geliştirilmiş ve isteğe bağlı olarak kullanıma açılmıştır. 2008 yılı itibarıyla katılımcı sözlükler arasında bir ilk olmak üzere, yazılan metinlere görsel ve video desteği vermeye başlamıştır. Buna göre yazarlar, başlıklarla ilgisini olduğu düşündükleri fotoğraf vb.
materyali serbestçe yükleyebilmekteydiler. 1 Temmuz 2010 tarihinden itibaren v3 sürümüyle hizmet vermen sitede bu sürümle birlikte iframe yapısı terk edilmiştir. 2013 yılında ise Atlas projesi başlatılmıştır. Atlas ile sözlük yazarlarına başlıklara konum bilgisi ekleyebilme ve herhangi bir sözlük kullanıcısının bu sayede etrafındaki yerlere ve olaylara ait bilgilere ulaşabilmesine olanak sağlanmıştır.
Ocak 2015'te ise İTÜ Sözlük adı ve yapısı tamamen terk edilmiş, yabancıların daha kolay telaffuz edebildiği instela adı alınmış ve katılımcı sözlük yapısının temelleri üzerine sosyal topluluk yapısı inşa edilmiştir. Bu yeniden markalaşma sürecinde sitenin veritabanı yenilenmemiş, eski içerikler ve eski İTÜ Sözlük kullanıcıları da yeni internet sitesine sorunsuzca aktarılmıştır.

Ömer Hayyam

HAYYAM (Ebul Feth Ömer bin İbrahim; Ömer Hayyam da denir), İranlı şair ve bilgin (Nişapur 1044.ay.y 1123/1136). Hayatı, gençlik yılları kesinlikle bilinmiyor. Elde bulunan eserlerinden, hayatıyla ilgili olayları anlatan bazı kitaplardan, mantık, felsefe, matematik ve astronomi konularında çalıştığı, bu alanlarda düzenli bir öğrenim gördüğü anlaşılmaktadır. Hayyam (”Çadırcı”) takma adını, atalarının çadırcılık yapmaları yüzünden aldığı söylenir. Ömer Hayyam, zamanında daha çok bilgin olarak ün kazandı. İran’ın, Selçuklular yönetiminde olduğu bir çağda yetişen Hayyam, Horasan ülkesindeki büyük şehirleri, Belh, Buhara ve Merv gibi bilim merkezlerini gezdi, birara Bağdat’a da gitti. Zamanının hükümdarlarından, özellikle selçuklu sultanı Melikşak ve Karahanlılardan Şemsülmülk’ten büyük yakınlık gördü. Saraylarında, meclislerinde bulundu. Reşidüddin’in “Cami-üt-Tevarih” adlı eserinde anlattığına göre Nizamülmülk ve Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ile okul arkadaşıydılar.
Gerek Hayyam’ın zamanında, gerek sonarki çağlarda yazılan kaynaklarda çağının bütün bilgilerini edindiği, o alanlarda derin tartışmalara girdiği, fıkıh, ilahiyat, kıraat, edebiyat, tarih, fizik ve astronomi okuttuğu yazılıdır. Ebu’l Hasan Ali El-Beyhaki onun çok bilgili bir kimse olduğunu, fakat müderrislik hayatının pek başarılı olmadığını bildirir. Ayrıca Zemahşeri ile uzun boylu tartışmalara giriştiğini, onun derslerine bile devam ettiğini, Zemahşeri’yi, bilgi bakımından beğendiğini yazar. Hayyam’ın fizik, metafizik, matematik, astronomi ve şiir konularında değişik eserleri vardır. Bunlar arasında İbni sina’nın Temcid (Yücelme) adlı eserinin yorum ve tercümesi de yer alır. Zamanında, bir bilgin olarak ün kazanan Ömer Hayyam’ın edebiyat tarihindeki yerini sağlayan, sonraki yüzyılarda da doğu islam dünyasının en büyük şairlerinden biri olarak anılmasına yolaçan Rubaiyat’ıdır (Dörtlükler). Ömer Hayyam, iran ve doğu edebiyatında rubai türünün kurucusu sayılır. Sonraları aralarına başkalarının eserleri de karışan bu rubailer iki yüz kadardır. Hayyam, oldukça kolay anlaşılan, yumuşak, akıcı, açık ve seçik bir dil kullanır. Şiirlerinde gerçekçidir. Yaşadıkları, gördüklerini, çevresinden, zamanın gidişinden aldığı izlenimleri yapmacığa kapılmaksızın, olduğu gibi dile getirir. Ona göre, gerçek olan yaşanandır, dünyanın ötesinde ikinci bir dünya yoktur. İnsan, yaşadıkça gerçektir, gerçek ise yaşanandır. En şaşmaz ölçü akıl ve sağduyudur. İnsan bir akıl varlığıdır. Gerçeğe ancak akıl yolu ile ulaşılabilir. Onun şiirinde zamanın haksızıkları, softalıkları, akıl almaz saçmalıkları ince, alaylı, iğneleyici bir dille yerilir. Dörtlüklerinin konusu aşk, şarap, dünya, insan hayatı, yaşama sevinci, içinde bulunduğumuz geçici dünyanın tadını çıkarma gibi insanla sıkı bir bağlantı içinde bulunan gerçek eylem ve davranışlardır. Şiirlerinde işlediği konulara, çokluk felsefe açısından bakar. Aşk, sevinç, hayatın tadını çıkarma, Hayyam’a göre vaz geçilmez insan duygularıdır, insan hayatının ana dokusu bunlarla örülüdür. Bazı dörtlüklerinde filozofça derin bir sezgi, açık ve seçik bir insan severlik duygusu, gösterişten, aşırılıktan uzak bir yaşama anlayışı görülür. Hayyam kendisinden sonra gelen pek çok şairi etkilemiş, rubai alanında tek örnek olarak benimsenmiştir. Batı ülkelerinde adına bir çok dernek kurulmuş,
rubaileri bütün bati dillerine, bu arada birçok defa Türkçeye Rubaiyat-i Hayyam, Hayyam’ın Rubaileri, Ömer Hayyam ve Rubaileri, Dörtlükler adı altında tercüme edilmiştir. Hayyam’ın Nızam’ül-Mülk ve Hasan Sabbah ile ders arkadaşı olduğu hakkındaki rivayet, tamamıyla uydurmadır. Nızam’ül-Mülk 408’de (1017) doğmuş, 485’te (1092) bir Batıni tarafından öldürülmüştür. Hasan Sabbah Elemut’u 483 (1090 - 1091) ele geçirmiş, 518’de (1124) ölmüştür.

27 Nisan 2015 Pazartesi

Canlı Türlerinin Yok Olması

Gezegenimiz üzerindeki her beş canlı türünden ikisinin soyu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya! Hergün çok daha fazla sayıda canlı türü yeryüzünden siliniyor! İşte son dünya raporundan çarpıcı sonuçlar. Gezegenimiz üzerinde bilim insanları tarafından belirlenen her beş canlı türünden ikisinin soyu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya!.. Bu çarpıcı saptama Dünya Doğal Varlıkları Koruma Birliği (IUCN) tarafından kısa bir süre önce yayımlanan "Soyları Tehlikede Olan Canlılar ile ilgili Kırmızı Liste" verilerinden kaynaklanıyor. Yeryüzündeki toplam 16,119 hayvan ve bitki türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Her 8 kuş, 4 memeli ve 3 ikiyaşamlı canlı türünden birinin soyu yok olmaya yüz tutmuş durumda.
Kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana, 784 canlı türünün yeryüzünden silinip yok olduğu belirtiliyor. IUCN genel başkanı Achim Steiner, "Biyolojik çeşitlilik artacağına, giderek azalıyor," diyor. Bunun başlıca nedenlerinden biri, her zaman olduğu gibi, biz insanlar. İnsanoğlu yeryüzündeki bitey ve direyi hem doğrudan, hem de dolaylı olarak etkiliyor. Avcılık ve yetişme ortamlarının (habitat) yok olması canlı türlerini olumsuz etkilerken, küresel ısınma da ciddi bir tehlike olarak karşımıza çıkıyor. Geri dönüşü yok Steiner bu eğilimin artık geriye dönüşü olmadığına, bu yüzden de korumanın işe yarayabileceğine dikkat çekiyor. 1990larda sürdürülen koruma çalışmaları beyaz kuyruklu kartal (Haliaeetus albicilla) sayısının iki katına çıkmasını sağladı. Hint Okyanusundaki Noel Adalarına özgü bir kuş türü olan ve sayıları gerek yaşam ortamının yok olması gerekse bölgeyi sarı deli karıncaların (Anoplolepis gracilipes) basması yüzünden her geçen gün azalmaya başlayan Papasula abbottiler artık yeniden çoğalıyorlar. Bu kuşlar şimdi durumları kritik canlılar arasında değil, tehlikede olan türler arasında yer alıyor. Steiner yeryüzündeki biyolojik çeşitliliğin salt çevrecilerin çabalarıyla kurtarılamayacağına, güç ve kaynaklara sahip herkesin bu sorumluluğu üstlenmesi gerektiğine inanıyor. Kutup bölgelerinde Ayıların sayısı azalıyor
Kutup ayıları öylesine güçlü yüzücüler ki, dirimbilimcilerin büyük bir bölümü bunların karadan çok denizde yaşayan canlılar kapsamında ele alınmaları gerektiğine inanıyor. Ne var ki, küresel ısınma Kuzey Kutbundaki buzulları erittikçe bu hayvanların büyük bir çoğunluğu açlıktan ölecek ya da sularda boğulup yok olacak. Kutup ayıları: Kutup ayılarının bel bağladığı yaz mevsimindeki deniz buzları her geçen gün hızla azalıyor. Yapılan ölçümler buzulların yüzölçümünün önümüzdeki yüzyıl içinde en az yarı yarıya azalacağını, hatta tümden yok olabileceğini ortaya koyuyor. IUCN Kırmızı Liste ofisi görevlilerinden Craig Hilton-Taylor bu durumun kutup ayıları üzerinde feci bir etki yaratacağına parmak basarak, "Bunlar yılın büyük bir bölümünü buzun üzerinde avlanarak geçiriyorlar. Buzların erimesi durumunda kutup ayıları nüfusunun önümüzdeki 45 yılda 25 binden 17,500e düşmesi bekleniyor" diyor. Uyarı sinyalleri şimdiden geliyor Alaskanın kutuplara açılan kıyısında kısa bir süre önce havadan yapılan bir inceleme sonucunda Beaufort Denizinde yüzen dört ölü kutup ayısına tanık olundu. A.B.D İçişleri Bakanlığı Maden Araştırma Bölümü yetkililerinden Charles Monnett 16 yıldır yapılan bu tür incelemelerde ilk kez cansız kutup ayılarına rastlandığına dikkat çekiyor. Monnett çoğu kişinin ayıların buzlardan kıyıya yüzerken güçten düşüp boğulduklarına inandığını, ancak kendisinin bu görüşe katılmadığını belirtiyor. Açık sularda yaşam koşullarının giderek güçleşmesinin bunda çok daha etkili olabileceği sanılıyor. Uzmanlar kutup ayısının (Ursus maritimus) geleceğinin, görünüşe bakılırsa, buz denizinin geleceğiyle yakından bağlantılı olduğunu düşünüyorlar. IUCN Kırmızı Listeye göre, son on yılda nüfusunun yaklaşık %80i yok olan dama ceylanlarının günümüzdeki sayısı 300ü bile bulmuyor. Şimdi yok olma tehlikesi ciddi boyutta olan türler arasında yer alan dama ceylanlarının bir zamanlar 12 Sahel ülkesi ve çevresinde çok yaygın oldukları belirtiliyor.
Bir antilop türü olan kılıç boynuzlu oryxin soyu yeryüzünden artık tükendiği gibi, bir zamanlar Moğolistandan Orta Asyaya, Türkiyeden Arap yarımadasına dek uzanan topraklarda yaşayan en yaygın canlı türlerinden biri olan guatrlı antilopların sayıları da hızla azalıyor. IUCN antilop uzmanlarından ve Manchester Metropolitan Üniversitesi görevlilerinden David Mallori bu durumun öncelikle avcılık ve habitat yitiminden kaynaklandığına dikkat çekiyor. Antilop avcılığının bir bölümü geçim amaçlı olsa da, büyük bir bölümünün eğlence amaçlı olduğu belirtiliyor. Mallori Körfez ülkelerinden buralara akın eden insanların düzenledikleri kitlesel av eğlencelerinin bölgenin doğal dengesini altüst ettiğine parmak basıyor. Irmak ve okyanuslar: Deniz ürünlerine ve suya duyduğumuz açlığın giderek yoğunlaşması gezegenimizde yaşayan su canlıları için giderek ciddi bir tehlike oluşturuyor. Sığ suda yaşayan balık türleri azaldıkça, balıkçılar da gözlerini derin sulara dikiyorlar ve böylece oralarda yaşayan canlıların geleceğini tehlikeye sokuyorlar. IUCN'nin son listesinde en az %20 sinin soyu tükenmekte olan 547 köpek balığı ve vatoz türü yer alıyor. IUCN köpek balığı uzmanı Sarah Valenti bu türlerin çok yavaş büyüyüp olgunlaştıkları için özellikle duyarlı olduklarına dikkat çekiyor. Söz gelimi, yaklaşık 16 yılda olgunluğa erişen dişi köpek balığı türü nüfusunun aşırı avlanma nedeniyle kimi bölgelerde %95 oranında azaldığını belirtiyor. Tatlı su balıklarının durumu ise biraz daha iyi. Akdeniz ülkelerinde içme suyu ve sulama amaçlı su kullanımının yanı sıra, kimi öldürücü canlı türlerinin ortaya çıkması yüzünden bu balıkların yaşam ortamları giderek yok oluyor. Yöreye özgü türlerin yaklaşık %53 ünün tükenme tehlikesiyle karşı karşıya oldukları belirtiliyor. Afrika'da içme suyuna duyulan gereksinimin daha nice canlı türünün de geleceğini tehlikeye atması bekleniyor. Uzmanlar bu bölgelerde köklü önlemlerin alınmaması durumunda balık kaynaklarının ve bunların sağladığı besinlerin de giderek yok olacağına dikkat çekiyorlar. Çöl canlıları zor durumda Yeryüzündeki çöller giderek genişlese de, bu çöllerde ya da yakınlarında yaşayan hayvanların durumu hiç de iç açıcı değil. Çöl ortamına elverişli beden yapıları ve metabolizmalara sahip çok sayıda ceylan ve antilop türü şimdilerde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Gittikçe Facebook'a Bağımlı Hale Gelme

Görüldüğü gibi artık 7'den 70'e herkes bir Facebook kullanıcısı olmuş durumda, tepki gösteren veya kullanamayan ufak bir kesim haricinde ne yazık ki durum bu şekilde. Ama insanları değil bunu özendiren nedenler sorgulanmalı. Peki neden ve nasıl bu denli Facebook'a bağımlı bir hale geldik? Neden yüz yüze konuşmak varken sosyal medyadan konuşmaya, mesajlaşmaya başladık? Neden bu kadar tembel insanlar haline geldik? Buna sosyologlar acil olarak açıklık getirmeli. Değerlerimizi yıkan bu Facebook ve benzeri uygulamaların kullanımının kontrol altına alınması, en azından yaş sınırı getirilmesi gerekiyor.
İstatistik değerlere bakarsak nasıl bir felakete sürüklendiğimizi daha iyi anlayabiliriz: Facebook Türkiye'yi de, diğer ülkelerde olduğu gibi etkisi altına almıştır. Mayıs ayında yapılan araştırmalara göre Türkiye'de facebook kullanan kişi sayısı 30 milyona yaklaşmış durumdadır. Facebook'ta 651,835,100 milyon aktif kullanıcı vardır. 900 milyondan fazla sayfa-grup-etkinlikler vardır Facebook'ta en çok kullanıcıya sahip 10 ülke arasında Türkiye bu sene İngiltere'yi geçerek 3.sıraya yerleşmiştir. Socialbakers, şehirlere göre Facebook kullanımını da ölçmüş. Facebook'un en kalabalık 2.ülkesi olan Endonezya'nın başkenti Jakarta şehir sıralamasında da birinci. İstanbul ise ikinci sırada. Bu da ülkemizde Facebook kullanımının ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor.
Ayrıca Facebook'ta herkesin kendini mutlu, eğleniyor şekilde göstermesi ekran karşısındaki insanı ciddi anlamda mutsuz edip onu depresyona sürükleyebiliyor. Aslında gerçek hayatta kimse o kadar mutlu o denli sosyal değil ama bu platformda gerek kendini üstün gösterme hevesi olsun, gerek toplum tarafından beğenilme kaygısı olsun, insanları bu duruma mecbur hale getiriyor. Peki çözüm için ne yapmalı? Her şey için geç sayılmaz: İnsanlar, internet ve sosyal medya kullanımında bilinçlendirilirse ve zararlarını anlayabilir bir hale gelirse daha düzgün bir toplum haline gelebiliriz.

26 Nisan 2015 Pazar

Tarihi Mardin Evleri

Mardin kenti, temel yapım malzemesi olarak kolay işlenebilen sarı kalker taşının kullanıldığı, çeşitli motiflerle bezenmiş geleneksel evleriyle de ünlüdür. Bölgedeki çok sayıda ocaktan çıkarılan sarı kalker taşı, yapı üretimine egemen olmuş; kapı, pencere, asma kat gibi zorunlu kullanımların dışında ahşap işçiliğine yer verilmemiştir. Evleri, 4 m. yüksekliğe ulaşan duvarları çevirir ve sokaktan ayırır. Bu duvarlarla sert iklime karşı korunma sağlanır. Yazlık denilen iç avlu veya bahçede, eskiden ahır olarak kullanılan, günümüzde ise depo işlevi gören mekanlar yer alır. Eyvan, yazın yaşamın geçtiği bölümdür. Mimaride önemli bir yere sahip olan eyvan ve revak gibi yarı açık kısımlar, özellikle batı güneşine karşı gölgede kalacak biçimde yapılmıştır. Mardin evlerinin en önemli özelliği taş işçiliğidir. Kapı ve pencereleri, sütuncuklar, kemerler ve değişik motiflerle süslenmiştir.
Merkez yerleşim, 1979 yılında kentsel SİT ilan edilmiştir. Mardin evleri kalenin eteklerinden ovaya doğru birbiri üzerine yükselen teraslar halinde, tepenin güney yamacına yerleşmişlerdir. Yeri volkanik bir bölgedir. Tarihsel geleneği günümüzde sürdüren yapılaşma özgün bir mimari gelişmiştir. Mardin’deki tüm yapıların ön avlu cepheye bakmaktadır. Mezopotamya ovasına açılan kapılar tepenin eğimi üzerinde kuruldukları için en az iki katlıdır. Hiçbir evin gölgesi birbirinin üzerine düşmemektedir. Güneş ışınlarının aksine düzenlenen daracık sokaklar iklim şartlarına göre yazın kavuruculuğunda gölgede kalıp insanları sıcaktan korur. Bu evlerde kullanılan taşlar sıcak ve soğukta daha da sertleşir. Taşların özelliklerinden dolayı yazları serin kışları sıcak olur. Kat tavanının meydana getirilişinde çapraz tonozlar kullanılır. Tavanlar iki veya dört tonozlu şekilde olur. Daha önce en az iki katlı olduğunu söylemiştik, alt kattan üst kat genellikle günümüzde kullanılmamakla beraber; ahır, alt kiler vb. amaçlarla kullanılmıştır. Giriş kapısından alt katın avlusuna girilir. Alt kattan üst taştan yapılan bir merdiven ile çıkılır. Eski Mardin evleri harem ve selamlık denilen iki bölümden oluşur. Erkeğin konuklarını ağırladığı oda vardır. Taş işçiliği açısından bu oda genelde evin özen gösterilmiş odasıdır. Bu bölümde kahve ocağı vardır. Ayrıca ev sakinlerinin ikamet ettikleri yer vardır. Büyük evler genelde olup L tipi olanlar da vardır. Harem bölümünün odalarında işlevsel bir ayrım gözetilmemiştir odalarda yemek yenilip, yatılıp ve oturulabilir durumdadır.
Günümüzde odalardan biri konuk odası düzenlenmiştir. Odalar avluya bakan revaklı yanlarında sıralanmıştır. Yazları kesme taş döşemeli eyvanda oturulur, geceleri yatılır. İklim nedeniyle kapı ve pencereler küçük tutulmuştur. Mardin evlerinde mimariye uygun olarak trabzanlar taşından yapılmaktadır.